Yağın ısınmasıyla başlayan ve tüm mutfağı kaplayan ocakta pişen yemeğin kokusunun yeri ve zamanı... Ve benim susma zamanım...
Bu sene özellikle son aylarımda keşfettiğim bana iyi gelen bir durumu sizinle paylaşmak istiyorum.
Evet bunu bir durum olarak nitelemek istiyorum. Aksi halde tüm yaşananlarda bir olay zincirinden çok daha fazlasını görüyorum.
İşten eve yorgun gelmek. Yorgunluktan kastım genellikle baş ağrısı ve bana göre sebepsiz daha doğrusu hak edilmeyen bir "bedeni yatağa atma isteği". Çünkü çalıştığım iş bedenimi yoran bir iş değil en fazla belim tutuluyor:)
Ofisten eve giden o yol boyu midemin mızmızlanması, açlık hissi, nefsimin seçenekler içinde atlayıp durması... Onu mu yesem, yok yok şu daha mantıklı. Başlı başına bir yorgunluk sebebi daha benim için bu kararsızlık. Çünkü ilk seçeneğimden ikincisine atladığımda kararsızlığım başlamış demektir. Bu durumun önünü alamam. Benim için en ideali ilk önce olabildiğince en iyisini tasarlamak ve sonrasında da ilk seçenekte kararlı olmak.:)
Tabi bir taraftan tüm o yemek yapma aşamasının gözümde büyümesi, üşenmek, ertelemek, dışardan yerim düşüncesi...
Diğer taraftan "Hadi yaparsın" deyip kafamın içinde tüm aşamaları sıralama.
"İlk önce elini yüzünü yıka, sonra su ısıt, sebzeler kavrulurken salata için otları yıka... Tüm bunlar olurken üstündeki kıyafetleri değiştirmemek iyi olabilir eğer değiştirirsen oturasın gelir."
Ve evet başlanmıştır yemek yapmaya. Yemek yaparken kendimi ilginç bir durağanlık halinde buluyorum. Aslında hareket halindeyim fakat durmuşum. Beynimin içinde naif bir piyano dinletisi devam ediyor sanki.
Kafamın içindekiler:
Yarın şu işi bitireyim, bu hafta ne zamandır ertelediğim o işi halledeyim, akşam güzelce dinlenmeliyim yarına dinç olmam lazım...
Canımı sıkan o malum şahısla ettiğim monolog halindeki tartışmam.
Arada mırıldandığım, yarıda kestiğim bir andan tükettiğim, hiç olmaz yerinde devamını unutuverdiğim şarkılarım, günüme göre renk açan şarkılarım...
Ve beni en çok şaşırtan halimse; KENDİMİ SUSARKEN BULMAK
![]() |
Bu durum bence neredeyse her insan için neredeyse tüm zaman ve mekanlarda imkansız. İnsan nerede ne şekilde olursa olsun konuşma ihtiyacı duyuyor. Belki de bir süre sonra bu kaçınılmaz bir hal alıyor, alışkanlığa dönüşüyor bu nevi. Belki de bir başka anlamda ilaç niyetine tedavi için içinden çıkamadıklarımıza, içimizden atamadıklarımıza..
Dışımız sussa içimiz, içimiz sussa dışımız, zaten her an gözlerimiz, davranışlarımız, hiç olmadı birbirimize yaptığımız susma taklitlerimiz bile konuşmadan duramadığımızın birer işareti değil mi?
Yemek yaparken gerçekten tam anlamıyla sustuğumu fark ediyorum. Ne kendim konuşuyorum; bence şarkılarımda tam susma anına gerçekten yarıda kesiliyor, sözleri unutuluyor. Ne içimde konuşuyorum.
Sanki suyun altında yıkanan sebzelerin zamanı, doğranan marul yapraklarının tabağı doldurmasının anı, yağın ısınmasıyla başlayan ve tüm mutfağı kaplayan ocakta pişen yemeğin kokusunun yeri ve zamanı... Ve benim susma zamanım...
Yemek pişmiştir, tabağa konmuştur, masaya oturulmuştur. Az önce eve gelen yolda midem ile beynimin tartışmasında adı geçen o yorgunluktan eser yok.
:)
Bazen susmak en iyisi gibi geliyo bana da bel tutulması da büyük bi sorun bence :)
YanıtlaSilHaklısın, kamburluğa kadar götürür
YanıtlaSil